Milliyetçi partilerin sayısındaki artış Türk Milliyetçiliği üzerine yapılan analizlerin temel konusunu Türk Milliyetçiliğinin dağınıklığı, bölünmüşlüğü, parçalanmışlığına odaklanmasına yol açıyor.
Oysa derin bir arka plana ve zengin bir düşünce geçmişine sahip olsa da Türk Milliyetçiliği sanıldığı gibi homojen bir yapı, yekpare bir siyasi düşünce değil. Her siyasi düşünce gibi bünyesinde çeşitli formları, ekolleri barındırıyor. Yani tek tip bir milliyetçilikten söz etmemiz mümkün görünmüyor.
Bu farklı milliyetçilik tiplerinin varlığı bugüne de mahsus değil. 2.Meşrutiyetle birlikte daha belirgin biçimde sesini yükselten Türkçü, Türk Milliyetçisi aydınlar arasında bile din, dil, tarih, siyaset, ekonomi, bilim, kültür, modernleşme, batılılaşma gibi o dönemin önemli konularında ortak bir mutabakata rastlamıyoruz.
Zaman ilerledikçe, bahsedilen konular üzerinden başlayan farklılaşma derinleşecek bahsi geçen Türk Milliyetçisi aydınların Türk, Türk Milleti, din vs gibi temel konularda bile aynı düşünmedikleri açığa çıkacaktır. Bu dönem de Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura arasında bile başta Türkçenin sadeleştirilmesi ve milliyet-din ilişkisi gibi konularda ayrılıklar gözükmektedir. Din Gökalp’ın millet anlayışında kültürün bir unsuru olarak yer alırken Akçura’nın millet tanımında kendine yer bulamamaktadır.
Akçura Turancılık çerçevesine Macarları da yerleştirirken Gökalp Turanı Türklerin oturduğu, Türkçenin konuşulduğu yer diye tanımlayarak Macarları dışarıda bırakmaktadır. Gökalp milliyetçiliğinin temeline kültürü yerleştirirken Akçura ise dil, kan ve soya dayalı bir milliyetçilik anlayışını benimsemektedir. Gökalp devletçi ve bürokratik bir tarzda, Akçura ise burjuva ve sosyal bir milliyetçilik anlayışını savunmaktadır. Akçura Batıya karşı hep sıcak bakarken Gökalp Batıya mesafeli yaklaşmıştır.
Yani 2.Meşrutiyet ve erken Cumhuriyet yıllarında bile Türk Milliyetçiliği içinde farklı ekolleri, yaklaşımları, düşünceleri barındıran bir zenginlik, çeşitlilik içindedir.
**
Türk Milliyetçiliğin siyasallaşmasıyla mücadelesini MHP ismi ile yürüten Türk Milliyetçiliği Ülkücü Hareketin kurucusu Türkeş gibi karizmatik büyük bir liderin altında bile Türk İslam Sentezi, Türk İslam Ülkücüsü, Atsızcılık, Dokuz Işıkçılık, Türkçülük gibi birbirinden farklı ekolleri bünyesinde taşımış, siyasal mücadelesini bu farklı ekolleri lider karizması altında eriterek sürdürebilmiştir.
Yani her ne kadar Alparslan Türkeş’in karizmatik liderliğinde tek vücut gibi görünse de Türk Milliyetçileri bu dönemde de bir bütün içinde parçalı bir görüntüye sahiptir.
Bu parçalı görüntü içindeki Dokuz Işıkçılar Cumhuriyet değerlerini içselleştirerek güçlü bir devletin varlığı temelinde korporatist bir toplum modelini savunurken Aydınlar Ocağı ekabirleri tarafından kullanıma sürülen Türk-İslam Sentezi Türklük ile Müslümanlığın bir terkibi olarak benimsendi ve Ülkücülerin İslamlaşma sürecinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan, fikri önderliği Ahmet Arvasi tarafından yürütülen Türk İslam Ülkücülüğü ile rekabete girişti. Bunlara ilave olarak bu her ikisinin karşısında konumlanan Atatürk’ü sahiplenen Türk Milliyetçilerinin varlığı aslında dönemin parçalı görüntüsünün başka bir yansımasıydı.
Bu dönemin parçalı veya bugünkü tabirle dağınık görüntüsünün yansımaları sadece ele aldıklarımızla sınırlı değildir. 12 Eylül’de karşılaştıkları devlet terörünün yarattığı travma ile devlet, rejim, düzen, sistem sorgulamasına sürüklenen Türk Milliyetçilerinin yanı sıra antikapitalist, anti emperyalist bir söylemi benimseyen bir milliyetçi çizgi de yayın organlarında kendisini göstermekteydi.
**
Dolayısıyla Türk Milliyetçiliğinin bugünkü parçalı görüntüsü bir dağınıklığın eseri değil tarihi süreklilik içinde yer yer baş gösteren ekol ve yaklaşım farklılıklarının yeniden su yüzüne çıkmasıdır. Değişen ve gelişen sosyal, siyasal olaylara yaklaşımlardaki farklılıklar da bu parçalı görüntüyü daha belirgin kılmaktadır.
Bunlara ilaveten ideolojik yenilenmeye kapalı, dünya koşullarını okumakta yetersiz, değişen Türkiye sosyolojisinden ve teknolojinin kucağında büyüyen nesillerin gelişiminden habersiz, iktidar talebi olmayan, milliyetçiliği lidere kayıtsız şartsız itaat ve sadakat olarak tanımlayan bir siyasal milliyetçiliğin birleştirici hüviyetinden uzaklaşması da bu tırnak içinde parçalı görünüm içerisindeki milliyetçiliğin sebepleri arasındadır.
Liderin kutsandığı ve mutlak itaatin esas alındığı, sıkı hiyerarşi ve disiplini barındıran, sorgulamaya, düşünmeye, eleştiriye kapalı, parti içi demokrasiye önem vermeyen yapıların Türk Milliyetçiliği için artık bir cazibe merkezi olmaktan uzaklaşması da göz ardı edilmemelidir.
Yeni kuşaklar bu anlayışı ve devlet kontrolünde bir milliyetçiliği içselleştirmiyor. Hatta reddediyor ve kendi anlayışları doğrultusunda yeni milliyetçilikler inşa ediyor.
Dünyanın değişimi, Türkiye’nin değişimi, dijital topluma veya ağ toplumuna eviriliş, bilgiye erişimin kolaylaşması, hiyerarşik yapılardan uzaklaşılması, sığınmacı istilası gibi gelişmeler milliyetçiliği de etkisi altına alıyor ve milliyetçilik algısı yeni kuşaklarda farklı anlamlar barındırarak açığa çıkıyor.
Ayrıca dün olduğu gibi bugün de Türklük ve milliyetçilik anlayışı, İslam ve milliyetçilik ilişkisi, Türk Dünyasına bakış, Türk Milliyetçisi kesimler arasındaki yaşam tarzı farklılığı gibi temel konular Türk Milliyetçiliğinin önünde duran diğer temel sorunlar. Bu farklı düşünme biçimleri farklı politik tutumlara yol açıyor.
Türk Milletini tehdit eden Kürtçülük, terör gibi sorunlarda birleşme, aynı düşünme ve hareket etme eğilimi barındırsa da Türklük, İslam algısı, modernleşme, demokrasi, otoriterleşme, kadının toplumsal rolüne yaklaşım, sığınmacılar sorununa yaklaşım, iktidarı destekleme gibi güncel siyasi gelişmelerde farklılaşma üstü örtülemez bir görünümde.
**
Küçük iktidar arayışları, parti içi demokrasiye mesafeli yaklaşımlar, sert ve itaate dayalı yapıların yanı sıra kendini yenilememe, dinamizm eksikliği, heyecansızlık ve Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunlara farklı yaklaşma tutumları ve özellikle Türk Milliyetçiliğine yüklenen farklı anlamlar sebebiyle Türk Milliyetçiliği tartışmalarda vurgulanan dağınık, parçalı görüntüsünü sürdürecek gibi gözüküyor. Bu kadar farklı yaklaşımlar yüzünden Türk Milliyetçilerinin tek bir çatı altında toplanmaları pek mümkün görünmüyor.
Bu toplanmanın zorluğu bir yanıyla Türk Milliyetçiliğinin yaşadığı kırılma ve tartışmalara odaklanması gerektiğini bizlere gösteriyor. Türk Milliyetçilerinin varlık sebeplerini, kavramlarını yeniden tanımlaması ve üzerinde mutabakat sağlaması gerekiyor. Sadece sığınmacı meselesinde bile üç partinin üç ayrı yaklaşıma sahip olması Türk milliyetçilerinin sorunlar ve kavramlar üzerinde mutabakat sağlamasını zorunlu kılıyor.
Algıları bile farklılaşmış Türk Milliyetçilerinin devlete bakıştan tutun da karşılaşılan sorunlara yaklaşımları hatta referansları bile farklı. Bu farklılık siyasal ve sosyal değerlendirmelerimize, devlet ve toplum tasavvurlarımıza yansıyan bir farklılık. Bu farklılığı, milliyetçiliğin birleştirici, ayrıştırıcı, ötekileştirici gibi kategorilere ayrılarak sürdürülen tartışmalarda da görüyoruz.
Bu tartışmalar yazının başında belirttiğim gibi yeni bir durum değil.
Birçok Türk Milliyetçisi yazar ve düşünürün olumsuz ele aldığı milliyetçiliğin bugünkü parçalı görüntüsü aslında bir dağınıklıktan ziyade kabına sığmayan bir enerjinin patlayarak etrafa dağılması, Türk Milliyetçiliğinin özgürleşmesi, aydınlanması süreci olarak da değerlendirilebilir.
Bu tırnak içinde dağınık görüntü Türk Milliyetçilerini aynı yere doldurarak kontrol eder, ihtiyaç duyduğumuzda istifade ederiz, gerekirse böyle etkisizleştiririz düşüncesini de devre dışı bırakıyor. Bu dağınıklık gibi görünen süreç aslında bağımsız, bağlantısız milleti merkezine alan milliyetçiliklere alan açıyor. Bağımsız, kontrol dışı bir milliyetçi gelenek oluşuyor.
Türk Milliyetçilerinin “aydınlanma, özgürleşme süreci” diye de ifade edebileceğimiz bu süreç nihayetinde yapıcı bir tutum sergilenirse önce çokluk içinde birliğe sonra da birliğe evirilebilir.
Ama biraz daha zamana ihtiyacımız var.
Türk Milliyetçililerinin farklı partilerde seçimlere katılmasını dağınıklık olarak görmek yerine bir zenginlik, Türk Milliyetçisi seçmene bir alternatif sunması bakımından değerli görmek lazım.
Bu çok partili görüntünün farklı milliyetçilikleri bünyesinde toplamasının yanı sıra milliyetçi partilerin sayısının fazlalığı bir anlamda birbirlerini denetleyen bir mekanizma, görünmeyen bir otokontrol oluşturuyor. Lider sultası oluşturmaya mani oluyor, Türk Milliyetçilerini parti içi demokrasiye daha çok önem vermeye zorluyor.
Lider vesayeti ve bu vesayetten beslenerek varlığını sürdüren oligarşik yapılar yüzünden partiler bir tür liderlerin kutsandığı dini cemaatler benzeri yapılara dönüşmüş durumda. Tek bir seçim kazanmamalarına rağmen parti genel başkanlarının hepsi birer lider…
Liderlerin kutsandığı bu modern cemaat görünümündeki yapılarda ne parti içerisindeki oligarşik yapıları aşabiliyorsunuz, ne de karar alma mekanizmalarında yer alabiliyorsunuz. Herhangi bir partide lider ve yakınlarına yakın durmuyorsanız o partide varlığınızı bile sürdüremiyorsunuz.
Bu sebeplere dayalı olarak çok partili görüntünün Türk Milliyetçiliğinin toplumsal hayata yansıması, farklı toplumsal katmanlara ulaşması yani kitleselleşmesi, demokratikleşmesi açısından da fonksiyonel olma ihtimali olduğunu varsayıyorum.
Birkaç tane milliyetçi parti siyasi varlığını sürdürmek adına toplumun farklı katmanları ile temasa geçiyor, milliyetçi ekol farklılıkları çatışmaya dönmeden kendini temsil imkânı buluyor, yeni kitlelerle temas imkânı buluyor. Bu çoklu görüntü içinde Türk Milliyetçilileri düşüncelerini farklı kitlelere çok daha kolay ulaştırabiliyor. Sorun bu farklılıklar içinde sürdürülen mücadelenin sonuca vardırılması noktasında. Eğer bu farklılıklar ve farklı mücadele yöntemleri seçim süreçlerinde özveri ve fedakârlıklarla aynı havuza akıtılabilirse;
Türk dünyasının ve Türkiye Türklüğünün sorunları bilimsel ve sistematik bir şekilde tartışılabilecek,
Türkiye’nin sorunlarına gerçekçi çözümler üretilebilecek,
Türk Milliyetçilerinin aydınlanması ve özgürleşmesi gerçekleşecek,
Türk Milliyetçileri iktidara yürüyebilecektir.
MÜJDAT ÖZTÜRK
Teşekkürler Müjdat başkan çok güzel bir analiz olmuş, devamını bekleriz
Permalink